Jamie Oliver

Oyunun Kuralını Bozan Jamie!

Jamie Oliver için yemek sadece bir sonuç. Onun için önemli olan yemeden önce yaptıkların…

Ülkemizde bazı yemek programcılarının bire bir kopya ettiği, yakışıklı, enerjisi ve popülaritesi yüksek sarışın şef. Otuz dakikalık yemekler hazırladığı, basit ve hiç es vermediği cümleleriyle, dinamiği yüksek programlarıyla tanıdık onu. Televizyondaki başarısını takdir etmekle birlikte ciddiye aldığım bir şef olmamıştı. Ta ki gıda sektörüne aldığı tavra kadar. Temiz gıdadan bahsetmeye ve bunun için savaş vermeye başladığında Oliver’a farklı gözle bakmaya başlamıştım. Kendi kulvarının Michael Jackson’u sayılan bir adamın rotasını temiz gıdaya çevirmesi özellikle başarıyı hızla yakalamış bir televizyon yıldızı için sıra dışı bir durumdu. Kolaya kaçmak dururken neden oyunun kuralını bozmaya, sektördeki güçlü isimlere kafa tutmaya başlamıştı? Bu tutumu gelecek için, çocuklar için, gıda politikalarının gidişatı için bence önemliydi. Kendi ülkemde uzunca bir zamandır bunun için savaş veriyor ve bu yolun zorluklarını bire bir yaşıyorum. Yine de bir yemeğini sorun bilmem. Tek bir kitabını dahi almadığımı da onunla röportaj yapmak için Londra’daki okuluna giderken fark ettim. Hemen Portobello’daki “Books for Cooks” ismindeki dünyanın en güzel kitabevinde soluğu aldım. İsminden de anlayacağınız üzere burası sadece yemek kitabı satan bir dükkan. Titiz ve işini mükemmel yapan bir sahibi var. Çok zamanım yoktu, zaten raf düzenini gözüm kapalı biliyorum. Orası benim için hazine… Oyalanmadan bir tane kitap seçtim ve doğru Westfield Alışveriş Merkezi’nin alt katında yer alan Jamie Oliver Yemek Okulu’nun yolunu tuttum.

Orada gördüklerimi tüm şeflerin görmesini isterdim. Mükemmel bir ekip, disiplin ve sağlam bir duruş. Bir yemeği yapmasına da tanık oldum. Peki ne pişirdi derseniz. Matematiği olmayan bir yemek hazırladı. Lezzetinin şahane olması mümkün olamayacak bir kombinasyonla otuz dakikalık bir yemek hazırladı. Sonuçta da zaten tahmin ettiğim gibi güzel olmadı. Ama yemeği hazırlaması ve sohbeti o kadar güven doluydu ki karizması bir gram sarsılmadı. Ben ne düşünürsem düşüneyim o yemeği iyi yaptığına emin. O kadar emin ki karşısında duranların şüphesi bile yok. Jamie Oliver meselesi lezzetli yemek meselesi değil… O, oyunun kuralını her koşulda bozmaya meyilli, mutfağın asi çocuğu. Müthiş bir kadro, yüzlerce restoran, para ve büyük bir başarı var ortada.

Jamie Oliver 1975 yılında doğmuş ve hayatının erken yıllarından itibaren mutfağa çok yakından ilgi duymuş. Sekiz yaşındayken ailesinin Essex’teki restoranı The Cricketers’ da mutfakta çalışmaya başlamış. Önce sebze soyarak başlayan mutfak macerasında, 10 yaşına geldiğinde usta şefler kadar iyi julyen doğramayı artık başarabiliyormuş. 16 yaşında okulu bırakıp, eğitimine Westminster Catering Üniversitesinde devam ederek bir süre Fransa’da zaman geçirerek ve şeflik kariyeri için ciddi adımları burada atmaya başlamış. Daha sonra Antonio Carluccio’nun restoranında pastacı şef olarak çalışmış. Çalıştığı yerlerde prensip olarak tüm ekipten iki saat önce gelmesi ve acelesi olan bir TV ekibine şefler henüz gelmeden vermek zorunda kaldığı roportaj… Hiperaktivitesi ve çalışma disiplini tabiri caizse “talih kuşunu” başına kondurmuş. Bu talih kuşuyla şöhret merdivenlerini hızla tırmanarak televizyonun en çok izlenen proğramlarına imza attı.

Ancak suya sabuna dokunmadan ben şöhretin ve paranın tadını çıkarayım demedi ve gıda sektöründe olup bitenlere kafayı taktı.

Jamie mutfak deneyimini 2002’de bambaşka noktalara taşıdı ve Fifteen’i açtı. Fifteen ile Jamie yemek yapmayı hiç bilmeyen 1000 kişinin arasından 15 stajyer seçti, Hammersmith ve Batı Londra Üniversitesiyle ortak çalışarak yetenekli şefler olmaları için yetiştirdi. Bu yaptığı çok büyük bir şeydi ve çok fazla dikkat çekti. Fikir o kadar ilgi gördü ki, hikayesi film haline getirildi. “Jamie’nin Mutfağı” İngiliz Channel 4’ün en çok izlenen programı haline geldi.

Jamie Oliver 2003 yılında İngiltere İmparatorluğu Üyesi olarak ödüllendirildi.

Uzaktan baktığınızda şans işte, hiç bir özelliği yok diyorsanız sorarım size; tüm bunlar sizce o kadar kolay mı? Jamie Oliver olmak? Onu taklit edenlere sesleniyorum o pötikareli gömlekleri giyip, el kol hareketlerini taklit etmekle bu iş olsaydı… Neyse hazır gerçeğini bulmuşuz konuşalım: Karşınızda Jamie!

Popüler kültür ve televizyon programlarıyla şöhreti yakaladınız. Ama işler sonrasında çok değişti. Neden ateşe attınız kendiniz?

Dünya değişiyor Türkiye ve İngiltere’de inanılmaz, delice olaylara şahit oluyoruz. Korkutucu zamanlardan geçiyoruz. Ben sadece bir şefim. Ama artık değiştim eskisi gibi değilim politik bir duruşum da var. Gençliğimde hiç bir zaman politikayla ilgili değildim. Politikayla ilgilenen bir ailede büyümedim öyle bir çevrem de olmadı. Ama artık taraf olmanın zamanı geldi. Çünkü  yemek konusu ister duygusal, ister ticari olsun dünyadaki bir numaralı konu. Dünyadaki en büyük sektör yemek sektörü. Petrolden de silah sektöründen de daha büyük ve çocukların sağlığı her şeyden önemli.

“Temiz yeme hareketi” ve gençlere rehber olmak…

Dediğim gibi dünya değişti. Hükümetin her restoranda çıraklık eğitimleri var. Bunu yaptılar çünkü doğru olan buydu. Geçen sene yasayı buna göre düzenlediler. Bugün her restoranımızda 2 çırak eğitim görüyor. İngiltere’de 50 restoranımız, yani 100 çarığımız var. Fifteen’i de bir hayır kurumu olarak  işletmeye devam ediyoruz. İyi olan şey;  bunu çok uzun süredir yaptığımız için bu işte çok iyiyiz. Fifteen’i 15 yıl önce başlattığımızda İngiltere’de çıraklık eğitimi yoktu. Örneğin bir çocuk kötü bir geçmişten geliyorsa iyi bir hayata sahip olması için hiç bir şansı yoktu. Fifteen’i bu sebeple kurdum. 2002’de işsiz gençleri restoranlarda eğitmek üzere kurdum.

Ne yapıyorsunuz tam olarak Fifteen çatısı altında?

Fifteen’de gençleri alıyor ve onları çalışkan tutkulu liderlere dönüştürüyoruz. İstatistiklerimiz oldukça iyi. 15 yılda 450 öğrencimiz mezun oldu ve yüzde 80’i hala sektörde iyi yerlerde çalışıyorlar. Bu gençlerin çoğunluğunun turizm  geçmişine sahip olduğunu düşünürsek hiçbir hükümetin bunu başarabildiğini söyleyemeyiz. Hiçbiri bu istatistiklere bu sonuçlara sahip değil. Çünkü biz bu gençleri nasıl tutkulu yapacağımızı onları nasıl zenginleştireceğimizi biliyoruz.

İngiliz devletinden destek alarak mı yapıyorsunuz tüm bunları?

Bugüne kadar sosyal girişimlerime İngiltere hükümeti hiçbir zaman yardım etmedi. Avustralya hükümetinden daha fazla destek gördüm. Avustralya’da bir milyon poundun varsa hükümet de aynı oranda destek veriyor.

Klasik bir soruyla bitirelim; sever misiniz Türk mutfağını?

Türkiye, inanılmaz güzellikte ve zenginlikte yemek kültürüne ve tarihine sahip. Baharatların kullanımı ve marine etmedeki ustalık inanılmaz. Bence bir kültür hakkında bir şeyler öğrenmenin en iyi yolu ‘yemek’ ve sizin yemek konusunda sunabileceğiniz şeyler sınırsız gibi.

Peki dünya tam olarak tanıyor mu Anadolu mutfağını?

Yemek kültürünüzü yaymakta problem yaşıyorsunuz. Bir şef Türkiye’ye geldiğinde Türk yemek kültürünü rahatlıkla deneyimlemeyebilmeli.. Bunu Türkiye’de yapmak, İtalya’da veya Fransa’da yapmak kadar kolay değil. Bence en büyük probleminiz bu.